Güney Asya Turu Gezi Notları – 7 : Hindistan II

Home » Güney Asya Turu Gezi Notları – 7 : Hindistan II » Asya Turu » Güney Asya Turu Gezi Notları – 7 : Hindistan II

9 Ekim

Birgunj – Muzaffarpur 145 km
“Seyyah olup gezdim gurbet illeri.”
Karacaoğlan

Sabah saat 11.00 gibi Keshab geldi ve beraber ne yapabiliriz dedik. Ben kendisine istersen Hindistan sınır kapısına bir kez daha gideyim ve şansımı deneyeyim dedim. Bu şekilde anlaştık ve beraber Hindistan sınır kapısına gittik. Ben hiçbir şey olmamış gibi evraklarımı verdim ve yeni gelen yetkilide işlemleri yapmaya başladı. İşlemleri yapan Hintli görevli Keshab’a dönüp “Senin ne işin var burada” dedi. Keshab da bana yardımcı olmak için geldiğini söyleyince adam celallendi. Afra tafra yaparak Keshab’ın kimliğini aldı ve seni mahkemeye vereceğim demeye başladı. Keshab’ı ayakçı, muameleci sanıp ortamı bir hayli gerdi. Adama rica minnet, ben “My friend” diyorum Keshab için,“bana yardımcı oluyor” demeye çalışıyorum ama adam arıza. Neyse uzun bir ikna çabasının sonucunda Keshab’ın kimlik fotokopisini aldı ve “Çık git!” dedi. O da garibim beni orada bırakıp Nepal sınırına doğru gitti. Neyse
sonuçta işlemlerim hallolmuştu. Ve çıkış tamamdı. Fakat diğer bir sorun, Nepal sınır geçişimdeki pasaport çıkış iptalimin tekrar iptal edilmesi gerekiyordu. Yoksa ben Nepal’da kalıyor görünecektim. Telefon çekmiyordu, bir ara telefonum çekmeye başladı ve hemen Keshab’ı arayıp Nepal pasaport iptalini tekrar düzeltmesini söyledim. O da tamam hallederim dedi. Sanırım halletmiştir. Berbat sınır geçişim tamamlanmıştı ve ben tekrar Hindistan topraklarında yol almaya başladım. Sınır çıkışından itibaren yaklaşık 80 km rezalet bir yoldu, anlatamam. Her yer çukur, yol çalışmaları ve toz toprak içindeydi. Sonuçta akşam karanlığında Muzaffarpur’a geldim ve 1300 Rupi’ye bir otel bulup yerleştim. Karnım çok açtı ve bir yemek söyledim. Odaya getireceklerdi. Saat 21.00’de kapı çalındı,
ben de yemek geldi diye açtım; fakat karşımda rütbeli bir polis duruyordu. İçeri girip sorular sormaya başladı. Ben dil bilmediğimden ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Daha sonra adam pasaportumu kontrol ettikten sonra çıktı gitti. Sonra yemeğim geldi, karnımı doyurdum. Tam yatıyordum ki tekrar kapı çalındı. Bu sefer başka bir rütbeli polis içeri girdi. O da bana sorular sormaya başladı. O ara sanırım otel sahibi bir sivil daha geldi. O da pasaportumu kontrol etti, ben de onlarla bir hatıra resmi çektirdim. Aslında ne olur ne olmaz diye kayıtlara geçeyim dedim. Polis de benim resmimi çekti. Her iki polis de iki yıldızlı idi. Sonra çekip gitti, hatta giderken kendisine “Tekrar gelecek misiniz” dedim. Ona göre yatıp uyuyacağımı söyledim işaretlerle, o da bana “Yat uyu!” dedi. Ben de yatıp uyudum.

13 10 Ekim
Muzafarpur – Siliguri – Jalpaiguri 430 km
“Yalnızlığımın parmak izlerini bırakarak geçtiğim yollara.”
A.Behramoğlu

Sabah erkenden Muzaffarpur’dan yola çıktım. Yol gayet güzeldi. Her yer yemyeşil, ağaçlık ve doğa muhteşem. Tüm bu güzellikler motor sürüşünü çok daha keyifli hale getiriyordu. Birbirinden güzel nehirlerden geçiyordum. Bir ara Siliguri’ye yaklaştığımda sağlı sollu çay bahçelerinin arasından geçtim. Bahçelerde çay toplayan şemsiyeli kadınların görüntüsü olağanüstüydü. Siliguri Bangladeş sınırına çok yakın, sınırın kenarından geçiyorsunuz. Yolda 250 cc’lik motoruyla Bhutan’a giden bir Hintli gezginle karşılaştım. Tanıştığım bu Hintli arkadaşla 50-60 km kadar beraber motor sürdük. Bir ara beraber yemek yedik ve hesapları ısrarıma rağmen kendisi ödedi. Abisi Bhutan’da çalışıyormuş. Bana Bhutan’a beraber gidelim, misafirim ol diye ısrar etti, fakat Myanmar sınırına geç kalmamak için kabul edemedim. Jalpaiguri’ye akşam saatlerinde karanlıkta vardık. Ben bir otelde kalmak istiyordum fakat
Hintli arkadaş bu akşam Bhutan’a gitmek niyetindeydi. Gerçi Bhutan da 50-60 km ilerdeydi. Bana Jalpaiguri’de kalabileceğim otel konusunda yardımcı oldu. Derme çatma, cezaevi hücresini andıran bir otel ayarladık ve ben orada kalmaya karar verdim. Arkadaşla vedalaşıp ayrıldık. Ben de karnımı doyuracak bir sokak satıcısı buldum ve yemeğimi yedim. Sonra otele gidip yattım. Otel 800 Rupi’ydi.

20

11 Ekim
Jalpaiguri – Guwahati 400 km
“Dağ ne kadar yüce olsa da, yol üstünden aşar.”
Atasözü

Sabah 07.00 gibi otelden ayrılıp Guwahati’ye doğru yola koyuldum. Yol boyunca, özellikle emniyet şeridi kısmında umuma açık tuvalet manzaraları insanın midesini bulandırıyordu. Resmen insanlar, özellikle çocuklar yol kenarlarına küçük ve büyük tuvaletlerini gönül rahatlığıyla yapıyorlardı. Yolun sol tarafı Bhutan sınırı, sağ tarafı Bangladeş sınırı idi. Manzara yine harikaydı. Yemyeşil doğa, ormanlar, tropikal ağaçlar ve otantik evler. Yol, zaman, zaman çukurlar ve yol çalışmalarıyla kesintiye uğruyordu. Devasa nehirlerden geçiyordum. Bu nehirlerin en görkemlisi ise Hindistan’ın Assam eyaletinde bulunan Guwahati şehrindeydi: Burası bir buçuk milyon nüfuslu bir şehir. Brahmaputra nehri üzerindeki köprüsü çok büyük ve görkemliydi. Bu nehir Tibet’ten gelip Doğu Hindistan kesimini suladıktan sonra Bangladeş’ten geçip Bengal körfezinden okyanusa dökülüyor. Brahmaputra nehrinin Guvahati üzerindeki görkemli köprüsü ve manzarası İstanbul Boğazı’nı aratmayacak büyüklükte ve güzellikte. Bu nehirde büyük gemiler ve deniz araçlarıyla taşımacılık yapılıyor. Yoğun köprü trafiğini geçtikten sonra yol üzerinde son derece konforlu ve güzel bir otel buldum, fiyatı da fena değildi, 1500 Rupi. Burada duşumu alıp yemeğimi yedikten sonra Myanmar geçişi için internet üzerinden yazışmalarımı ve paylaşımlarımı yaptım. Yarın İmphal’e gideceğim.

5912 Ekim
Guwahati – Dimapur – İmphal 490 km
“Yolculuklar çekiyor içim…”
Sait Faik

Sabah erkenden kalkıp kahvaltımı yaptıktan sonra Dimapur üzerinden İmphal’e doğru yol almaya başladım. Hava kapalıydı ve manzara yine çok güzeldi. Dimapur’a kadar yol fena değildi ve yağmur yağmaya başladı. Dimapur’dan sonra yağmur ile beraber yol da bozulmaya başladı.Bu arada yağmurun da etkisiyle etrafa yayılan ve insanı ferahlatan güzel bir koku vardı. Sanki saunadaki nemlendirici veya Uzakdoğu’da masaj yaptırırken kullandıkları
yağların kokusunu andırıyordu. Yolda giderken bir köprünün üzerinde durup yağmurluğumu giyerken üzerinde “press” yazan bir otomobil durdu ve içerisinden çıkan iki kişi bana doğru yaklaştılar. Ellerinde kamera ve fotoğraf makinesi vardı. Başladılar benim fotoğraflarımı çekmeye. Bana İngilizce sorular sordular, röportaj yapar gibi… Ama bende tık yok. Cevap veremiyorum. Zaten ne sorduklarını da anlayamıyorum. Kendilerine İngilizce bilmediğimi anlatmaya çalıştım. El kol işaretleriyle gezim hakkında bir şeyler anlatmaya, olmadı kâğıt kalem ile yazarak, nereden geldiğimi, kaç km gittiğimi ve buradan nerelere gideceğimi yazarak anlatmaya çalıştım. Bu arada adamların sabrına da hayran kaldım. Daha sonra vedalaşıp ayrıldık. Sonra ne oldu bilmiyorum. Bu görüntüleri bir yerlerde yayınladılar mı veya haber yaptılar mı bilmiyorum. Bu muhabbetten sonra, ya da işaretlerle konuşmadan sonra tekrar yola koyuldum. Yaklaşık 150 km’lik yol tam bir kâbus: Yağmur, çamur, sis, bol çukurlu, taşlı çakıllı yollar. Bu taşlarda elim büyüklüğünde keskin kaya parçaları. Daha da heyecanlı olanı akşam karanlığına kaldım ve balta girmemiş ormanların içerisinden geçiyordum. Yol boyunca zaman, zaman kaplan resmi olan uyarı tabelaları vardı. Durup fotoğrafını çekmeye bile cesaret edemedim. Üstüne üstlük karanlık basınca benden başka araç da kalmadı: Düşünsenize, bu berbat yolda lastiğimin patladığını veya yarıldığını; tam bir kâbus. Hani arada bir araç geçse, yardım isteyerek bir şeyler yapabilirim ama ıssız orman ve dağ yolunda benden başka ne araç ne de insan var. Zaman, zaman sisten dolayı önümü görmekte bile çok zorlanıyordum. Zaten yol çok bozuk, bir de sis olunca tam çuvallıyordum. O karanlıkta bir ışık görebilme umuduyla yoluma devam ettim. Ama ne ışık ne de araç vardı. Uzun
bir zaman sonra karartılar ve ışık belirtileri görünmeye başladı, çok mutlu olmuştum. Köy-kasaba gibi bir yerdi. Otel motel sormaya başladım ama bir tane baraka gibi bir yer vardı; köpek bağlasan durmaz diyeceğim bir yer. Zaten elektrikler kesik olduğundan neyin ne olduğunu anlamak da çok zordu. Ben şansımı zorlayıp biraz daha yol gitmeye karar verdim, çok daha kötüydü. Kendime kızdım neden ilk gördüğüm yerde kalmadım diye. Tekrar yola devam ettim ve İmphal’e gece vakti geldim. Şehir hareketsizdi. Her yer kapalı. Araya, araya bir otel buldum, fakat burada da yer yoktu. Sonra 1.800 Rupi’ye başka bir otel buldum ve orada kalmaya karar verdim. Aşırı yorulmuştum ve internet bağlantılarımı, paylaşımlarımı yapıp hemen uyudum. Ne yazmıştı Özcan Yurdalan: “Yaban ellerdeki gariplik, beklenmeyen dayanışmalarla aşılırken, insana dair umut tazelenir. Kendi içlerindeki yolculuğun hesaplaşmasını
yaratı süreci olarak yaşayanlar sanatçılardır. Yeryüzü yolculuklarının hesaplaşmasını kendi içlerinde yapanlar ise gezginler…”

14

13 Ekim
İmphal – Moreh Sınır Kapısı 125 km
“Ben gideyim yol gitsin.”
Necip Fazıl

Sabah kahvaltı yaptıktan sonra Moreh sınırına 125 km olan yolculuğuma başladım. Bu arada kaldığım otelde yüksek bir devlet görevlisi de kalıyormuş. Otelde korumalar vardı. Otel çıkışında da otelin karşısında televizyon kameraları hazır bekliyordu. Onlarla biraz el kol işaretleriyle konuşmaya çalıştım ve yoluma devam ettim. Yol son derece keyifli ve canlıydı. Zaman, zaman askeri kontroller vardı. Moreh’e 40 km kala başlayan bu kontrollerde motor arama ve pasaport kontrolü yapıyorlardı. Bu kontrollerden de geçtikten sonra Moreh girişinde yine durdurdular ve pasaport
kontrolü yaptılar. Polis bana fotokopi gibi bir şeyler söyledi ve beni bıraktı. Artık Myanmar sınır kasabasındaydım. Sınırı yarın geçecektim. Sınır kapısına kadar motorum ile geldim ve orada askeri bir görevliye kalabileceğim güvenli bir otel var mı demeye çalıştım. O da etrafıyla birkaç konuşma yaptıktan sonra bana bir yer tarif etti. Beni bir otele yönlendirdi. Moreh, Hindistan-Myanmar arası tek geçiş noktası ve bir buçuk yıla kadar bu sınır kapısı kapalıydı. Kapı yeni açılmıştı ve ben de bu kapıdan dünyada solo geçen ilk motosikletli idim. Bu bölgede organ mafyası ve uyuşturucu mafyası çok güçlü: Yani sıkıntılı bir bölge. Özellikle Moreh’de dikkat etmem gerekiyordu. Bana önerdikleri derme çatma otele gittim ve 700 Rupi’ye anlaşarak motorumu otelin boş olan alt katına koyarak odama çıktım. Sonra dışarı çıkıp yemeğimi yedim ve otelin altındaki bakkaldan bir Myanmar birası içip odama çekildim. Tam yatmaya çalışırken odamın kapısı çaldı ve içeri Moreh girişindeki kontrol noktasında görevli polis geldi. Ve pasaportumun fotokopisini sordu. Ben de yok dedim. Pasaportumu alıp fotokopisini çekti.

42

 

Leave a Comment