Güney Asya Turu Gezi Notları – 5 : Hindistan

Home » Güney Asya Turu Gezi Notları – 5 : Hindistan » Asya Turu » Güney Asya Turu Gezi Notları – 5 : Hindistan

20 Eylül

Pakistan Lahor – Hindistan Amritsar – Jammu 300 km

“Dünya bir kitaptır ve seyahat etmeyenler, onun sadece bir sayfasını okurlar.”
Aziz Augustine

Sabah 07.00 de kalkıp Hindistan sınırına doğru hareket ettim. Bir ara bilmeden yarı askeri bölgeye girmişim. Ve askerler beni durdurup pasaportumu kontrol ettiler. Benim bu yolu kullanmamın yasak olduğunu söylemeye çalıştılar. Biraz alıkonulduktan sonra beni bir motosikletli vatandaşın peşine takıp gidebileceğim doğru yol için kılavuzluk yaptırdılar. Motosikletli vatandaş bir süre sonra bana karmaşık yollardan sınıra nasıl gideceğimi tarif etti ve ben yola koyuldum. Derken sınıra geldim. Fakat burada da geçiş işlemleri saat 09.30’dan sonra başlıyormuş. Bekledim saatin dolmasını. Vakit geldi ve ben çıkış işlemleri için çalışmalara başladım. İşim bitti ve Pakistan kapısından geçip Hindistan kapısına geldim. Burada da işlerimin bir kısmı bittikten sonra pasaport gümrük geçişinde görevli yetkililerin haddinden fazla arama ve zorlamalarına maruz kaldım. Resmen beni didik, didik ettiler. Uyuşturucu ve silah aramaları yapıyorlardı. Türk vatandaşları özellikle Pakistan sınırından giriş yapıyorlarsa çok daha fazla dikkat ediyorlardı. Bizi potansiyel suçlu olarak görüyorlardı. Belli ki bu sınırda sicilimiz pek parlak değil. Burada sabır testinden geçtikten sonra çıkış işlemlerim bitti ve artık Hindistan’dayım.

a2

Saat 12.30 olmuştu ve ben sınırı yeni geçiyordum. Önce Amritsar’a gidecektim. Amritsar’a yaklaştıkça insanı bunaltan araç yoğunluğu bana Hindistan’a hoş geldin diyordu. İnsanı bezdiren Amritsar trafiğinden kurtulup yola devam etmeye karar verdim. Aslında Amritsar’da bir gece kalmayı düşünüyordum ama bu yoğunluğu görünce kararımı değiştirdim. Keşmir eyaletinden Jammu’ya doğru hareket ettim.

a16Keşmir’i geçtikten sora hava dönmeye başladı. Rüzgâr, fırtına geliyordu ve arkasından yağmur bulutları üzerime doğru hareket ediyordu. Bir süre sonra yağmur patladı ve ben kendimi bir benzin istasyonuna zor attım. Yağmurun şiddeti biraz geçince tekrar yola devam ettim. Yağmur hafif yağıyordu, bu yağmuru çok özlemiştim. Yol boyu toprak kokusu, serinlik: O sıcaklardan sonra beni çok rahatlatmıştı. Akşama doğru Jammu’ya giriş yaptım. Bulduğum otele yerleştim. Yemeğimi yerken uzun bir aradan sonra iki büyük biramı içtim. O biranın tadını hiç unutamam. İki bira benim kafayı bulmama yetmişti. Odama çıkıp uyudum. Otele, gecelik kahvaltı dâhil 2.000 Rupi verdim.

a29

21 Eylül
Jammu – Sirinagar 330 km
“Hayat bir trendir, tren istasyonu değil.
”Paulo Coelho

Sabah 07.30’da uyandım ve gece boyunca yağan yağmur hâlâ devam ediyordu. Saat 09.00 gibi yola çıktım. Bir süre sonra yol çok kalabalık olmaya başladı.25-30 km sonra trafik, polislerin Sirinagar’a giden yolu kapatması sonucu daha da yoğunlaşmıştı. Polis bana Sirinagar’a gidemeyeceğimi, yolların kapalı olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Fakat ben de ısrarla gideceğimi ve bana engel olmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyordum. Gerekçe olarak da
karşı yönden gelen kamyonları gösteriyordum. Yoğun ısrarlarım sonucunda polis bana “Lanet olsun defol git! Ne halin varsa gör” anlamına gelen bir şeyler söyledi ya da ben öyle anladım ifadesinden. Artık Sirinagar yoluna devam ediyordum. Biraz gidince polisin bana neden “Yassah hemşerim!” dediğini daha iyi anladım. Sirinagar’a kadar yol inanılmaz çileli, binlerce on binlerce kamyon. Kilometrelerce araç kuyruğu, gidiş ve geliş tamamen kapalı. Trafik
santim ilerlemiyor. Her iki taraf da yolu kapatmış ve birbirlerine yol vermiyorlar. Hindistan’da trafik kuralı yok. Herkes kendi kuralını kendisi belirliyor. Her şerit kim önce o şeride girerse onun. Bir keresinde benim şeridimden üzerime gelen kamyonun bana yandan çarpmasıyla kaçacak yerim olmadığından sola kanala düştüm ve kamyoncu arkasını dönüp bakmadı bile.

a15Son derece rahat ve umursamazlar. Bir de yol boyunca keçi sürülerinin yol işgali anlatılmaz. Önceleri binlerce keçi sürüsünün yol işgali-geçişi keyifliydi. Doğal-otantik görüntü ve fotoğraf çekmeler. Sonra lanet olsun yine keçi sürüsü yine tıkanan trafik, bekle ki yol açılsın. Yol zaman, zaman inanılmaz kötü ve bozuk. Çamur, balçık, yol çalışmaları, toz-toprak birde o binlerce eski kamyonun egzozundan çıkan yoğun siyah duman beni çok bunaltmıştı. Yol sürekli dağa tırmanıp tekrar aşağıya doğru inişler halindeydi. Artık hava kararmıştı ve karanlıkta o berbat ve kötü yolu daha da zorlanarak gidiyordum. Sirinagar’a 25-30 km kala yol çok daha berbat bir hal aldı. Her yer çamur ve balçık doluydu. Sanki bir sel felaketinin kalıntıları arasından geçiyordum. Bu zorlu dev çukurların ve bunlarında sularla dolu olduğunu düşünürseniz yolun ne kadar tehlikeli ve sıkıntılı olduğunu anlayabilirsiniz. Derken saat 22.00 gibi Sirinagar’a geldim. 300 km’lik yolu tam 12 saatte gitmiştim. Gece Sirinagar’da her yerde su tahliyeleri için çalışan pompalar vardı. Pek anlam verememiştim. Bir polis aracına yaklaştım ve camı vurarak bir otel aradığımı söyledim. Bana no otel diyorlardı. Şehir karanlıktı, elektrikler yok. Araya, araya tesadüfen bir otel buldum. O da ne! Otelin birinci katı sular altında kalmış ve sular yeni çekilmiş. Ben mecburen otelin ikinci katında bir odada kaldım. Odada aynaya baktığımda yüzümün ön kısmı yani kaskın vizör kısmı tamamen siyaha bürünmüştü. Arap bacı gibi olmuştum. Kendimi tanıyamadım. Her yerim toz ve çamur içerisindeydim. Sonra otel sahibinden öğrendiğim sel felaketi tam bir faciaydı. Sirinagar şehri 3 metre sular altında kalmış. Resmi rakamlara göre ölü sayısı 280’miş. Sulara kapılmış yüzlerce kayıp insan var. Keşmir bölgesinin tek internet ve mobil istasyonunun sunucusu da bu bölgede olduğundan sistem çökmüş. Yani bölgede iletişim de yok. Bölge afet bölgesi ilan edilmiş. Yoldaki bu binlerce kamyonun sebebi de buymuş. Bölgeye Hindistan’ın her yerinden yiyecek, gıda, eşya ve benzeri ihtiyaçlar taşınıyormuş. Aslında eyaletin kışlık başkenti burası, yazınsa Jammu. Sular yeni, yeni çekiliyormuş. Ayakta duracak halim yoktu, bir şeyler atıştırıp hemen yattım, yastığı görür görmez de uyudum.

a44

22 Eylül

Sirinagar – Kargil – Lamayuru 315 km

“Gitmekle gitmiş olamazsın. Gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.”
Cemal Süreya

Sirinagar’dan sabah 08.00 gibi yola çıktım. Yaklaşık 50-60 km’lik sıkıntılı yoldan sonra muhteşem bir manzara şöleniyle karşılaştım. Özellikle Sonamarg bölgesi son derece güzel manzaralarla doluydu.

a3Karlı dağlar, Himalayalar’dan akan ırmaklar, her şey çok güzeldi. Dönüşte Sonamarg’ta kalmaya karar verdim. Rotam Leh ve Khardugla’ydı. Sonamarg’ı geçtikten sonra yol tam bir kâbusa döndü. Yüksek dağlara firkete gibi tırmanıyordunuz ama yol diye bir şey yok. Uçurumun kenarından taşlı çakıllı, toprak bir yol. Son derece tehlikeli ve riskli bu yoldan geçerken ecel terleri döktüm. Enduro tecrübem olmadığını da düşünürseniz durumumu çok daha iyi anlarsınız. Tabii yakın zamanda yaşanan sel felaketleri de yol diye bir şey bırakmamış. Sürekli dozerler yol düzeltme çalışması yapıyorlar. Kısa motosiklet hayatımın en zor ve en tehlikeli yolunu yapıyordum. Bu yolun böyle olduğunu bilseydim bu yolu kullanmayabilirdim. Zor bela yola devam ettim. Bu tehlikeli yolu tamamladıktan sonra Kargil’e geldim ve burada bir şeyler yedikten sonra, tekrar yoluma devam ettim. Kargil Müzesi belki gezilebilirdi ama durmadım. Yine dağlara tırmanıyordum ve yol zaman, zaman çok berbattı. 4000-5000 metre rakımlı yerlerden geçerken yolda dikkatimi çeken bir levha vardı ve o levhada NAMIK LA yazıyordu. Zirveye dikilen bu NAMIK LA tabelasında hatıra fotoğrafları çektim. Adımın olduğu bu tabela çok hoşuma gitmişti. Yine yola devam ettim ve hava yine kararmaya başladı.

a10
Karanlıkta yüksek dağlardan bir inip bir çıkıyordum ve motorumun arka freni de tutmuyordu. Sadece ön frenle yoluma devam ediyordum. Karanlıkta ne bir ışık, ne bir ev, ne de insan vardı. Bir ara yolda farımın aydınlattığı bir yer de tilki-çakal ya da kurdun yoldan karşıya geçişine şahit olmak da enteresandı. Bulduğum ilk eve gidip kalmak için yardım isteyecektim. Ama ne ev ne de ışık görünüyordu. Sonra, sonra ışıklar belirmeye başladı ve benimde keyfim yerine geldi. Burası Lamayuru kasabası imiş. Şu anda bulunduğum rotanın tarihte okuduğumuz İpek Yolu olduğunu bilmek ayrı bir heyecan katıyor akşamüstüne. Kasabada hemen bir otel bulup yerleştim. Mutluydum güzel bir yemek yedim ve yatıp uyudum. Kasaba oteline pazarlık sonucu 1000 Rupi verdim.

a8

23 Eylül

Lamayuru – Leh – Khardungla 320 km

“Yolcular yanılır, yollar yanılmaz.”
Seyrani

Sabah erkenden kalkıp kahvaltımı yaptıktan sonra Leh üzerinden Khardungla’ya tırmanmak üzere yola çıktım. Yol fena değildi. Zaman, zaman bozuk yollar vardı ama genelde keyifli bir yoldu. Leh’e yaklaşırken yolda bir bisikletli gezgin gördüm, fakat dönüşte nasıl olsa yakalarım ve fotoğraflarını çekerim diye durmadım. Lamayuru Leh arası 125 km idi. Oradan da Khardungla 35 km. Önce Leh’e, ardından da Khardungla’ya doğru devam ettim. Bu yolun 15
km’si dar ve asfalt yol, diğer kısmı ise toprak ve bozuk bir yoldu. 5600 metrelik “Dünyanın araçla çıkılabilen en yüksek noktası” olan Khardungla’ya yaklaştıkça manzaralarda güzelleşiyordu. Zirveye 5 km kadar kala asker kontrolü vardı. Burada izin belgesi soruyorlarmış. İzin belgesini de Leh’den almak gerekiyormuş. Benim izin belgem yok. İzin belgesi alındığını da bilmiyordum. Askeri yetkili bana “Sen çıkamazsın!” dedi. Bende elimden geldiğince
adamı zorluyordum uygun bir şekilde. Neyse adam halime ve dil bilmememe acımış olacak ki pasaportumun kendisinde kalması şartıyla geçişime izin verdi: Zirveye tırmanışa devam. Bu tırmanışta nefes alışım beni biraz zorluyordu. Durup fotoğraf çektiğimde kendimi yorgun ve halsiz hissediyordum. Sonuçta 5600 metrelik zirveye çıkmıştım ve bu final muhteşemdi. İnsana ayrı bir zevk veriyordu. Sanki uzun bir mücadele sonucunda kazanılmış bir zafer gibiydi. Kendimi daha iyi hissediyordum. Bütün yol çilesi, yerini mutluluğa bırakmıştı. Khardungla zirvesi
fotoğraf ve video çekimlerim bittikten sonra tekrar aynı yolları geri gitmek üzere ayrıldım ve düştüm yine yollara. Kontrol noktasından pasaportumu alıp yola devam ettim. Hiçliğin ve sessizliğin ortasında durdum bir süre, yaşam gitmekle kalmak arasında bir yerde değil miydi? İşte durup hayata dokunuyordum…

a14
Leh’i yaklaşık 100 km kadar geçtikten sonra giderken rastladığım bisiklet gezginini gördüm; korna çaldım, selam verdim ve 3-5 km ilerde bir köyde tanışmak ve fotoğrafını çekmek için durdum. Durduğum yerde motosikletli bir bayan vardı, selamlaştık. Bana bisikletli kişiyi anlatmaya çalışıyordu. Ben de onun fotoğrafını çekmek ve tanışmak istediğimi anlatmaya başladım. Amerikalı motosiklet gezgini kadın bana işaretlerle bisikletçiyi anlatmaya çalışırken gelen kişinin Oğuz olduğunu söyleyince “Hayallah!” demekten kendimi alamadım. Bu bizim Türkiye’den giden bisikletli gezgin Oğuz Tan’dı. Facebook’tan arkadaştım ve özelden de Myanmar geçişi üzerine yazışmıştım. Hani derler ya dünya küçüktür diye aynen öyle bir şeydi. Kadın da şaşırdı benim bu sevinçli tepkime. Derken Oğuz göründü, ben çekimlere başladım. Yaklaştı ve durdu. Ben “Birader yolculuk nereye?” diyerek söze başladım
ve selamlaşıp kucaklaştık. Köy kahvesini andıran yerde sohbete başladık. Sonra kendilerini dün kaldığım Lamayuru’daki otele davet ettim. Ve sonuçta beraber gitmeye karar verdik ve Oğuz’un eşyalarını benim motora aldık. Yükü hafifleyen Oğuz’a otelin kartını verdim ne olur ne olmaz diye. Ve o bisikletle ben ve Oğuz’un Amerikalı arkadaşı motosikletle yola koyulduk. Otele vardık, yerleştik fakat Oğuz gelmekte gecikti. Derken Oğuz yolu şaşırmış ve sonra da bir tavuk kamyonuna bisikletini yüklemiş, öyle gelmiş otele. Oğuz geldi, bu sefer bayan arkadaşı yoktu. O da Oğuz’u merak edip motoruyla yola çıkmıştı. Sonuçta o da geldi ve yemek, sohbet derken gün bitti ve yatıp uyuduk. Oğuz ve arkadaşı benim misafirim olarak otelde kalmışlardı. Benim için çok verimli ve keyifli bir gün olmuştu. Oldum olası bisikletli gezginlere saygım hep vardı. Onları seviyorum. Dünya büyülü bir yer ve insanı şaşırtmaya devam ediyor durmadan. Rastlantılar, dostluklar, sevgiler, eski zamanlarda kalan antikalar, şu bozuk yollar hayrete düşürmeye devam ediyor beni.

aIMAG1734

24 Eylül

Lamayuru – Sonamarg 235 km

“Hiçbir yol aşılamayacak kadar yüksekten geçmez.”
Andersen

Sabah erkenden kalkıp Oğuzlarla beraber kahvaltı yaptık. Sonra vedalaşma vakti geldi. Bende bulunan GoPro Hero2 kameramı aksesuarlarıyla beraber Oğuz’a hediye ettim. O da bana mavi renkli bir balaklava hediye etti. Kucaklaşıp sarıldıktan sonra ben yoluma devam ettim. Önce Kargil ve arkasından o uçurumlu, tehlikeli berbat yola geldim. Yol çalışmaları devam ediyordu. Zaman, zaman yolu kapatıyorlardı. Yine cehennem yolundan aşağıya doğru sürmeye devam ettim. Bir ara yukarıdan kopan kaya parçasından son anda, saliselerle kurtuldum. O daha önce kafama koyduğum Sonamarg’a geldim ve yağmur çiseliyordu. Sonamarg İpek Yolu’nun önemli geçitlerinden biri ve anlamı Altın Çayır. Yol üzerinde bulduğum güzel bir otele yerleştim. Hava yağışlı olduğundan pek keyfini çıkaramadım. Otelde kıyafetlerimi yıkamaya verdim. Otel ücreti 2000 Rupi. Yemek 400 Rupi. Motor kıyafetimin yıkanması
400 Rupi tuttu. Bu güzel otelde yağmurun çıkardığı o rahatlatıcı ritmin tınısıyla , bir müzik eşliğindeymiş gibi gecemi geçirdim.

avlcsnap-2014-12-20-14h22m58s28

25 Eylül

Sonamarg – Sirinagar – Jammu 400 km

“Yollar seni gide, gide usandım/ Ayağıma diken battı gül sandım.”
Halk türküsü

Sabah erkenden uyanıp hafif yağan yağmurda yoluma devam ettim. Yaklaşık 5 gündür dış dünyayla bağlantım kopmuştu. İnternet ve telefon yoktu. Sel faciasından dolayı sistem çökmüştü. 50-60 km sonra Sirinagar’a girdim. Manzara korkunçtu. Her yer tarumar olmuş. Sokaklar lağım ve çöplükten, balçık ve çamurdan geçilmiyor. Yardım çadırları şehrin her yerindeydi. Ve kent resmen askerlerin işgali altındaydı. Asker bölgenin güvenliğinde ve yeniden toparlanmasında önemli bir destekti. Kocaman bir çadır kent kurulmuştu burada. Sular bazı yerlerde henüz tam olarak çekilmemişti. Sirinagar’ı 2 saatte zor geçtim. Gelirken gece olduğundan, bu manzarayı fark edememişim. Sirinagar’ı yaklaşık 100 km geçinceye kadar bu manzaralarla yol boyu karşılaştım. Ülkede Taliban terörünü kontrol altında tutmak için Keşmir bölgesinde yalnızca bir telefon şirketi var. Başka telefon şirketi yok. O da merkezi Sirinagar olduğundan tamamen çökmüş. Yol tamamen kapalı diyebilirim. O kadar çok kamyon var ki yollarda. Bazen karşı şeritleri de karşılıklı kullandıklarından trafik tamamen kilitleniyordu. Ben motosiklet kullanmamın avantajı ile artık aralardan korsan geçişlerle ilerliyordum. Bir de üstüne yollardaki binlerce keçi geçişini eklersek varın trafiğin durumunu siz düşünün. 365 km’lik Sonamarg-Jammu yolunu yine 14 saatlik zorlu bir yolculuktan sonra gidebildim. Daha önce kaldığım otele yine geldim ve hemen internet bağlantımı yapıp paylaşımlarıma başladım. 5 günlük iletişim kopukluğu sona ermiş oldu. İnsanlar bir hayli merak etmişlerdi. Yemeğimi yiyip internet üzerinden paylaşımlarımı yaptıktan sonra yatıp uyudum. Bütün bu yolculuğumu arka frenim olmadan yapmıştım. Yarın ilk işim bu fren sorunumu halletmek olacaktı. Tabii yağ ve filtre değişimini de. Yol güzel olduğu kadar tehlikeli de olabiliyor… Fren sorunu mutlak çözmeliyim, güvenli bir yolculuk için.

a1

26 Eylül

Jammu – Ludiana 425 km

“Geride kalan kalbinizse, mutlaka geri dönersiniz.”
Marc Levy

Sabah erkenden kalkıp kahvaltımı yaptıktan sonra arka fren balatası bitmiş olan motoruma bir servis aramaya gittim. BMW’nin Asya’da en yakın servisi Tayland Bangkok’ta idi. İran, Pakistan, Hindistan, Nepal ve Myanmar’da BMW servisi yoktu. Bu benim için büyük bir sorundu. Neyse Jammu’da sorunumu çözecek bir servis aramaya başladım ve sonunda Yamaha motor servisindeki ustalar sorunu çözebileceklerini söylediler. Sevindim. Yamaha motor servisi bir şekilde arka fren balatasını değiştirdi. Tabii fren kampanasını da biraz tahrip etmişim. Fren sorunum çözüldükten sonra motorumun yağ ve filtresini de değiştirdim. Artık motorum kalkışa hazırdı. Zincir yağı spreyi ile birlikte bütün bunları 50 dolar ücret ödeyerek yaptırdım. Otele gidip çıkışımı hallettikten sonra Ludiana’ya doğru hareket ettim. Ludiana’ya geldiğimde bir otel buldum. 1500 Rupi’ye anlaşıp kalmaya karar verdim. Otelde bir de düğün vardı. Sonra düğüne gittim, damadın törenini izledim. Hediyeler veriliyordu.

a2Ben de damada 500 Rupi taktım ve tebrik ettim. Ve odama çıkıp yatıp uyudum. Ludiana 5 milyona yaklaşan bir nüfusa sahip, 310 km’lik bir alana kurulu önemli bir ticaret kenti… 13 km kuzeyinden Sutlej ırmağı geçiyor. Irmak boyunca motorumu sürebileceğim sanırım.

a5

27 Eylül

Ludiana – Muradabat 425 km

“Şimal rüzgârları gelecek uzaktan/ O yolcu, biz yolcu,”
Orhan Veli

Sabah 09.30 gibi Ludiana’dan yola çıkıp Muradabat’a doğru devam ettim. Ambala’ya yaklaşırken beyaz bir Toyota jeep beni takip ediyordu. İlgisini çekmiş olacağım ki bana bir yerde kahve içelim mi, dedi. Bunu da nasıl anladım “cafe” deyince öyle demek istediğini yorumladım ve okey no problem dedim. Bu sefer ben onları takip etmeye başladım. Neyse epey yol gittikten sonra yol üzerinde bir restoranda durup mola verdik. Adam eşiyle beraber yolculuk ediyordu. 60 yaşlarında olan bu çift bana bir şeyler soruyordu ve ben İngilizce bilmediğimi anlatmaya çalışıyordum. Adam başladı benim fotoğrafımı çekmeye ve kayıt yaparken sorular soruyordu ve ben çuvallıyordum. Adamın sorularını sadece dinliyordum ve mahcup, mahcup ona bakıyordum. Adam baktı ki benden laf alamayacak; oturduk birer kahve söyledik, ben bir de yiyecek bir şey istedim. Yedik, birbirimize baktık ve hesabı yaşlı adam ödedi, ayrıldık. Merut istikametinden gideceğime yolu biraz uzatmışım. Delhi’ye girmeden yola devam ediyordum. Muradabat’a 60 km kala yolda durduğum yerlerde yoğun insan tacizlerine uğruyordum. Motorun fiyatı, hızı gibi sorular ve kalabalık kümelenmeler insanı bazen zıvanadan çıkarıyordu. Bazen oluşan kalabalıktan motorumu göremiyordum. Merut’ta bu tacizler çok daha arttı. Burası çok kalabalık ve yoğun trafik vardı. Kalabalıklardan sıyrılıp bir otel buldum fakat fiyatta anlaşamadık. Ben de Muradabat’a gitmeye karar verdim. Yolda her türlü araç vardı. At arabası, öküz arabası, eşek arabası, her türlü motosiklet, derme çatma araçlar. Kalabalıktan kurtulup ana yola çıkmıştım. Muradabat yolunda lokanta-market karışımı bir yerde mola verdim. Yine karanlığa kalmıştım. Yollarda maymun ve köpek oldukça fazlaydı ve tehlike arz ediyordu. Market sahipleri bana düzgün bir otel bulmam konusunda yardımcı oldular. Yakınlarda olan Merit Otel’de yer ayırttılar. Ben de otelin yol tarifini alarak yola çıktım. Vardım otele ve 2.000 Rupi’ye kahvaltı dâhil anlaşıp, odama çıkıp duşumu aldıktan sonra aşağı restorana inip yemeğimi yedim ve tekrar odama geçip uyudum. Yarın Nepal sınırına 250 km’lik bir yolum var. Yolculuk ve yol bekletilmeye gelmez…

a1

 

Leave a Comment