Güney Asya Turu Gezi Notları – 4 : Pakistan

Home » Güney Asya Turu Gezi Notları – 4 : Pakistan » Asya Turu » Güney Asya Turu Gezi Notları – 4 : Pakistan

10 Eylül
Zahedan – Mirjave – Pakistan – Taftan 110 km
“En kısa yol, sarp yollardır.”
İbsen
Sabah 07.00 uyandım, kahvaltı sonrası benzin alıp 07.30 da yola çıktım. Yine zaman, zaman pasaport kontrolleri devam ediyordu. Mirjave’yi biraz geçince, sınıra 5 km kala askeri kontrolde beni durdurdular ve neden eskortla gelmediğimi sormaya çalıştılar, daha doğrusu ben öyle anladım. Bana bir asker verdiler ve ben onu takip etmeye
başladım. Asker sınırı geçmeye çalışan bir taksiye bindi ve ben de onu takip ettim.

3-3Sınır kapısında o asker benim bütün işlemlerimi halletti ve ben son kapıdan da kontrolümü yaptırdıktan sonra Pakistan sınırına geçiş yaptım. Saat 11.30 da Pakistan sınır kapısındaydım. Pakistan sınırında da işlemlerim hallolduktan sonra beni Taftan karakoluna götürdüler. Orada bana bugün yolculuk yapamayacağımı, eskort olmadığını söylemeye çalıştılar. Yani bugünü bu karakolda geçirecektim. Çok sıcaktı ve ben içinde masa ve sandalyesi olan zeminde ince ucuz bir yeşil halıfleks üzerinde yatacaktım. Taftan’da yakın zamanda var olan kümes gibi baraka şeklindeki oteli Taliban havaya uçurmuş. Yani bu yerde kalacaktım. Yapacak bir şey yok, mecbur kalacağım.
Bana bir tas içinde lezzetli bir bulgur pilavı verdiler, yanında lavaş ekmek. Çatal kaşık yok. Lavaş ekmeği baharatlı bulgura kaşık gibi daldırarak afiyetle yedim. Anadolu’da da bulgurun türlü çeşitli yemeği yapılır, ortak kültürel izler devam ediyor. Akşam olunca yere montumu serdim ve bir çantayı da kendime yastık yaparak sıcakta uyumaya çalışıyordum ki bir gürültüyle karakola giren askerler, kaçak göçmenleri getirdiler. Sayıları 20 civarındaydı. Sınırı kaçak geçmeye çalışıyorlarmış ve yakalanmışlar.Onları nezarethaneye koydular.Bir ara yine bir bağrışmalar oldu, yine kalktım ve bu seferde bir akrep peşinde koşuyorlardı. Akrebi bulamadılar. Hadi gel de uyu.
Neyse saatler sonra uyumuşum. Sabah kalkıp eskort eşliğinde Dalbandin’e doğru yol alacağız. Bu bölgede yani Belucistan’da Taliban terörü yüzünden eşlikçi olmadan yola çıkmaya izin vermiyorlar.

1

11 Eylül
Taftan – Dalbandin 300 km
“Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan”
Pir Sultan Abdal

Sabah erken kalkıp hazırlıklara başladım. Bu arada akşam getirilen kaçak göçmenlerin bir kısmı karakolda temizlik işlerinde kullanılıyordu. Eskortlar geldi, hazırlıklar yapıldı ve 4 asker bir pikap eşliğinde yola çıktık. Yolda sık, sık eskort değişimi oluyordu. Bu eskort araçları çok yavaş gidiyorlardı. Yollar zaman, zaman berbattı. Birkaç kez keleş silahıyla eskort, benim arkama artçı olarak biniyordu ve öyle yolculuk yapıyorduk.

18-8Saat 14.00 gibi Dalbandin’e geldik. Dalbandin’de önce karakola gittik. Karakolda bir askeri yetkili beni karşıladı, kendisini Pakistan’da yaşayan motosikletli gezgin ve gezgin dostu Muhammet İkbal kardeşim aramış ve benimle ilgilenmesini söylemiş. Sağ olsun o da benimle ilgilendi. Benim yola tekrar devam edemeyeceğimi ve burada bir otelde kalacağımı söyledi. Sonra eskort eşliğinde otele doğru devam ettik. Burada kalabileceğimiz otel bir tane ve bütün gezginler zorunlu olarak burada kalıyorlarmış. Otel 3 katlı eski bir mekân. Önce odama çıktım. Duş almaya çalıştım. Otel ücreti 700 Rupi. Sonra aşağı inip yemek söyledim, tabii otelde benimle beraber koruma yapan askerlere de yemek söyledim. Yemeğimizi yedik, ben otel müdürüne “Hurma var mı, satın almak istiyorum.” dedim. Oda sağ olsun bana 4 kutu hurma getirip verdi ve para da istemedi. Bende iki paketini eskortlara verdim. Hava çok sıcaktı.38 derece ve berbat odanın vantilatörü elektrik kesintisinden dolayı çalışmıyordu: Uyumak çok zor. Elektrik kesintisi gece boyunca sürdü ve sabaha kadar gelmedi. Yoksulluk diz boyu.

Yarın bu perişanlıkla yola çıkacağım. Taftan gibi Dalbandin’de de görülmeye değer pek bir şey yok. Bir medrese olduğunu ve eğitim verdiğini biliyorum. Gecenin koynuna uzanıyorum, dışarıda sessiz bir karanlık, içimde aydınlık bir yol…

12

12 Eylül
Dalbandin – Quetta 345 km
“Yolları en iyi kaplumbağalar bilir, tavşanlara sorma.”
Halil Cibran

Sabah erkenden kalkıp eskortlar eşliğinde yola çıktık. Elektrik hiç gelmediğinden telefonumun şarjı da yoktu. Dolayısıyla fotoğraf çekme konusu sıkıntılıydı. Yol çok berbattı, zaman, zaman yol kenarları çöl kumlarıyla kaplıydı ve sürüşü zorluyordu. Bir ara karşıdan gelen kamyondan kaçayım dedim fakat yolun solundaki kuma daldım ve kuma saplandım. Motorum yan yattı. Eskortlar geri gelip motoru kumdan kurtarmama yardımcı oldular. Yolda sık, sık eskort değişimi oluyordu. Yol boyunca yaklaşık 40-50 km’de bir eskort değişimi oldu. Bir ara yolda yine kontrol
noktasında trafiği durdular ve geçişe izin vermediler. Nedeni de ilerlerde Taliban ile çatışmaların olduğu imiş. Birkaç saat bekledikten sonra yolu tekrar trafiğe açtılar. Pakistan Belucistan bölgesi inanılmaz ilkel ve geri kalmış bir yer: Yoksulluk korkunç boyutlarda, radikal İslam’ın buralarda hayat bulması son derece kolay. Gördüğüm yoksulluk manzaralarını anlatamam. Bana sanki uzaydan gelmişim gibi bakıyorlardı. Açılan trafikte motosikletli
sakallı eskort eşliğinde yola devam etmeye başladım. Bu eskort takip işi son derece sıkıcı, çok yavaş gidiyorlar ve eski pikaplarının egzozundan çıkan bol siyah duman beni arkada adeta boğuyordu. Hindistan’da kamyonların berbat egzoz dumanı, burada da eskortların araçlarından çıkan duman. Umarım ciğerlerim tahrip olmamıştır.

a22 (2)Burada saat 19.00’da hava tamamen kararıyor ve biz kaldık karanlığa. İşin ilginç yanı bölgedeki araçların yüzde 80’ninin farları yok. Kalan kısmının da genellikle tek farı çalışıyor. Motosikletlerin neredeyse hiçbirinin farı yanmıyor: Son derece tehlikeli bir yolculuk. Allahtan eskort önde gidiyor da ben onu takip ediyorum. Quetta’ya akşam karanlığında girdik. Bizdeki akrepler ve öten siren çığlıkları eşliğinde şehirdeydik. Sanki yüksek
korumalı bir devlet adamını koruyorlar. Quetta’da çok fazla miktarda motosikletli polis var hepsinde keleş silah var. Her yer polis kaynıyor. İnsan ister istemez tedirgin oluyor. Neyse siren çığlıkları eşliğinde kalacağım otele geldik. Burada başka otel tercihiniz yok. Otel girişinde önce kabul yerinde bulunan iki görevliden bayağı
esmer olanı –Hintliye benzeyen- ile önce biraz sert tartıştık. Sonra işler halloldu. Bu arada Quetta’nın girişi felaket tozlu ve berbat bir yoldu. Müthiş bir toz bulutu vardı. Ve gıdım gıdım yol alıyorduk.Kent deniz seviyesinden 1654 m. yukarıda kurulmuş ve ülkenin diğer şehirlerine oranla daha serin bir iklime sahip. 1935 yılında büyük bir deprem geçiren kent, ülkenin en hareketli faylarının bulunduğu bir konumda. Otelin günlüğü 1000 Rupi idi. Yemek, kahvaltı hariç sadece oda ücreti. Neyse odama yerleştim. Duşumu aldım ve akşam yemeğimi yedim. Kaldığım otelin adı Bloom Star idi. Wi-fi’den internete bağlandım. Paylaşımlarımı yapmaya başladım. Ve sonra yatıp uyudum. Rüyasız bir geceydi, sadece yorgunluk; uykuyla gelen dinlendirici huzur.

a3213 Eylül sabahı uyandım, kahvaltımı yaptım ve tam yola çıkmaya hazırlanırken bana “3 gün daha burada kalmam gerektiğini” söylediler. Nedeni ise NOC belgesi imiş ve bu belgenin ancak Pazartesi alınabileceğini ve o yüzden Salı yola çıkabileceğimi söylediler. Bu NOC belgesi alınmadan yola çıkış izni verilmiyormuş. Quetta Belucistan bölgesinin başkenti gibi. Eyalet sistemine benzer bir yönetim var burada. Taliban terörünün en kanlı eylemleri buralarda oluyormuş. Ayrıca Taliban’ın üst düzey adamları da burada barınıyormuş. Çok sık çatışmalar ve patlayan bombalar oluyormuş. Bugün biraz otelin hemen önüne çıkmama izin verdiler. Güvenlik gerekçesiyle dışarı çıkmama izin vermiyorlar: Burası yarı açık cezaevi gibi. Otelin içi asker polis kaynıyor. Otelde yüksek güvenlikli bir yer: Son derece sıkıcı bir durum. Akşam vurdum kafayı yattım. Saat gece 01.00 gibi silah sesleriyle uyandım. Belli ki büyük bir çatışma var. Ağır
silahlar, zaman, zaman patlayan bombalar tam bir kâbus gibiydi. Bu yoğun çatışma ortamı sabah 04.30’a kadar sürdü. Bu nedenlerle otelin demir kapıları akşam belli bir saatte kapanıyor.

14 Eylül
Pazar Quetta
Bugünde yine sıradan ve sıkıcı bir gündü. Pazartesi günü işlemlerimi yapmak için bekliyordum. Bugün de öylesine geçti. Quetta da ağır ve boğucu bir hava var, baharat ve lağım kokularının karıştığı gri, boğucu bir hava. Dışarı çıkıp otele dönene kadar kirli hava yüzünden yapış, yapış oluyorsunuz. Bu durumda beklemektense,
rüzgarın eşliğinde yollarda olmak isteğim dışarı vuruyor kendini.

a8

15 Eylül
Pazartesi Quetta
“Dönemeci olmayan yol uzun görünür.”
Sean O’Casey

Sabah eskortlar geldi ve beraber hükümet binasına doğru yola çıktık. NOC belgesini alacağımız binaya girdik. Uzun uğraşlar, dilekçeler, yetkililerin karşısına çıkmalardan sonra izin belgesini aldık ve tekrar otele doğru yola çıktık. Ben askerlere para bozdurmak istediğimi söyledim, onlarda beni bir caddede baraka şeklindeki bir döviz dükkânına götürdüler. 100 Dolar’ın karşılığı olarak 100.000 Rupi veriyorlar. Quetta’da çok fazla banka mevcut. Her yerde banka var. Bu kadar çok bankayı başka bir yerde görmedim. Quetta son derece yoksul bakımsız bir yer. Belucistan bölgesi sanki Türkiye’nin 1940-1950’leri gibi. Çok fazla geri kalmış. Geri bıraktırılmış. Burada insanların size sorduğu ilk soru “müslim” oluyor. Yani “Müslüman mısın?” sorusu ilk sorulan şey. Quetta’da toplam 4 gece kaldım ve otele 4.000 Rupi oda ücreti, 2.000 Rupi de yemek ücreti verdim: Burada her şey pahalı. Dört gece ve gün; yollarda olmak özlemi ağır basıyor artık.

a17

16 Eylül
Quetta – Sukkur 400 km
“Neşeli yol arkadaşı, yolu kısaltır.”
Avusturya özdeyişi

Sabah 07.00’de kalktım ve 07.15’de gelen eskortlarla yola çıktık. Önce bir benzin istasyonuna girip depomu doldurdum. Ardından yola devam ettik. Quetta’nın çıkışını yine akrep eskortun siren sesleriyle çınlatarak yolumuza devam ettik. Eskortun siren sesi genellikle yolu açmak için işe yarıyordu. Belucistan tam bir polis devleti hâkimiyetinde. Yol boyu yoksulluğun belirginliği kendini her kilometrede hissettiriyor. Yine yol boyunca sık, sık eskort değişimi oluyor. Son derece yavaş ilerliyoruz. Sukkur’a yaklaştıkça yeşillik ve nem de artıyordu. Sukkur’a doğru yol alırken polisleri arayan Muhammet İkbal kardeşim beni Shakarpur’da yolda beklediğini söylemiş. Burada Muhammet İkbal ile buluştuk. Sarıldık, kucaklaştık ve Muhammet’in arkadaşının evine doğru yola koyulduk.

a15Ev buluştuğumuz yere çok yakındı. Geniş bir bahçe içerisinde bulunan malikânenin içerisinde iki ayrı ev vardı. Ev
sahipleri bizi karşıladı ve ağırlamaya çalıştılar. Biraz sohbetten sonra-sanmayın ki çatır, çatır konuşuyoruz, bir cümlelik konuşma için 10 dakika boyunca işaretler, hareketler, yes, no, no problem’lerle çorba şeklinde bir muhabbet ama olsun yinede bir şekilde anlaşabiliyorduk-yemek hazırladılar, beraber yemek yedik.

a18Buralarda evde yaşayan kadınları, kız çocuklarını görmemiz mümkün değil. Bayanlar kendilerini gizliyorlar ve görünmüyorlar. Yemeksonrası Muhammet’in arkadaşının aracıyla Sukkur’a gittik otomobilde toplam dört kişiydik. Sukkur’da önce bir oto galerisine gittik orada bir para alışverişi oldu. Oradan yine başka bir arkadaşlarına gittik, yemek söyledik ve sohbet etmeye çalıştım. İki katlı eski bir binanın ikinci katındaydık. O sırada sponsor firmam olan İstanbulAkvaryum’un büyük patronu ile telefon görüşmesi yaptık. Durumum hakkında bilgi alışverişinde bulunduk. Sonra eve döndük. Ben ve Muhammet İkbal aynı odada kaldık. İçerisi çok sıcaktı ve vantilatör yetersiz kalıyordu. Muhammet kafayı vurduğu gibi uyudu; fakat o da ne adam korkunç horluyor. Uyumak imkânsız. Performans ekzozu takılmış chopper motor gibi ses çıkıyor, inanın abartmıyorum. Kâbus gibiydi. Anladım ki Muhammet’le yan yana ayrı iki odada bile kalınmaz. Sabaha kadar gözüme uyku girmedi, giremedi, bir ara motor kullanırken taktığım kulak tıkacını taktım, yine de ses kesilmiyordu. Sabaha doğru o kulak tıkacı sayesinde 1 saat kadar uyumuşum o kadar.

a24

17 Eylül
Shakarpur – Sukkur – Multan 490 km
“Herkesin yolu ayrı.”
Dostoyevski

Sabah malikânede kahvaltımızı yaptık. Asya bölgesinde kahvaltı kültürü yok. Sadece yemek yeniliyor. Burada da yemek vardı. Hatta bamya kızartması, değişik yemekler sofrada bulunuyordu. Kahvaltı sonrası Muhammet’le iki motor yola çıktık. Yol zaman, zaman çok bozuktu. Bir ara Muhammet’le birbirimizi kaybettik. Bir benzin istasyonuna gelip Muhammet’le bağlantı kurmaya çalıştım. Telefon ile ulaşmaya çalıştım, olmadı. Neyse sonuçta o beni buldu ve tekrar beraber yola koyulduk. Sukkur’un yanından geçtik. İndus Nehri’nin batı yakasında yer alan kent, nehrin karşı
yakasındaki Rohri kentine tek ayaklı bir köprüyle bağlı. İki kentin arasında, nehrin ortasındaki bir adanın üzerinde Bukkur Kalesi bulunuyor. Kentin eski kesiminde, aralarında Mir Masum Şah Minaresi’nin (y. 1607) de bulunduğu birçok tarihsel yapı, türbe ve cami var. Kentin yeni kesimi, nehre doğru alçalan kireçtaşı sırtların üzerinde kurulmuş.1862’de belediye statüsü kazanan Sukkur günümüzde bir sanayi ve ticaret merkezi. Kentte, bisküvi, sigara, yağ, kireç, çimento, çırçır, iplik fabrikaları ile ipek ve un imalathaneleri var: Tekne yapımı da önemli ekonomik etkinlik tabii. Yün, yağlı tohumlar ve hayvan derisi gibi yerel ürünleri işleme tesislerini kapsayan Sukkur Sanayi ve Ticaret Bölgesi 1950’lerde kurulmuş. Kentte Sind Üniversitesi’ne bağlı dört yüksekokul var. Burayı biraz anlatabildim sanırım. Multan’a 100 km kala Muhammet’in bir arkadaşının evine gittik, o da bizi bekliyormuş. Ev sahibi de bir motor sevdalısı. Beraber Shkarpur yemek yedik. Biraz dinlendikten sonra ev sahibinin bana hediye ettiği Kumay boyun atkısını da aldıktan sonra tekrar Multan’a doğru tekerlekleri döndürdük. Akşam karanlığında Multan’a vardık. Muhammet’in evine gittik. Evde elektrikler yoktu. Belli aralıklarla elektrik kesintisi oluyormuş. Biraz sohbet sonrası, bir gece önceki uykusuzluğun etkisiyle kafayı vurup uyudum.

a5

18 Eylül
Multan
“Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe
insan, yeni okyanuslar keşfedemez.”
A.Gide

Sabah uyanıp kahvaltı yaptık ve beraber şehre doğru indik. Benim motorla gidiyorduk. Motorumun yağ ve filtresini değiştirmek için bir yere gittik, fakat istediğim yağı bulamadık. Ben de değiştirmekten vazgeçtim. Hindistan’da değiştiririm dedim ve oradan çıktık. Bir ara Muhammet’e motosikletli bir çiftin motorunun arıza yaptığını ve Muhammet’ten yardım istediklerini söylediler: Muhammet Süpermen gibi. Hemen onların yanına gitmek için yola beraber koyulduk. Motosiklet gezgini Macar çiftin yanına gittik ve Muhammet duruma el koydu. Hemen sorunlarını
çözecek bir tamirci çağırıldı. Servise götürmek için çiftin motorunu arkadan ayakla itmek zorunda kaldılar. Biz de arkalarından onları takip ediyorduk. Serviste sorunu çözmek için çalışmalar başladı fakat ancak yarın tamir edilebileceğini, bugün yetişmesinin mümkün olmadığını söylediler. Öyle olunca biz de Muhammet’le tekrar motorla etrafı biraz gezindik. Tekrar servise gidip Macar çifti de Muhammet’in evine götürmek için araç ayarlandı ve eve doğru gittik. Multan, Pakistan’ın Pencap bölgesinde bulunan bir şehir. Eyaletin güneybatısında yer alıyor. 3,8 milyon’dan fazla nüfusu, şehri Pakistan’ın altıncı büyük şehri yapmış. Multan, pirler ve türbeler şehri olarak biliniyor. Saat Kulesi, Eid Gah Cami, Şah Ruhn-i Âlem Türbesi ve eski sokakları görülmesi gereken yerler. Bugünü
de böyle geçirdikten sonra yarın Lahor’a gitmek için yatıp uyudum.

a3

19 Eylül
Multan – Lahor 350 km
“Tekne limanda güvendedir.
Ama teknenin amacı bu değildir.”
Paulo Coelho

Sabah 05.00 gibi uyandım ve hazırlıklara başladım. Bu arada Muhammet de uyanmıştı ve kahvaltı yapmadan yola
çıkmama izin vermeyeceğini söyledi, bende tamam deyip beklemeye başladım. Bu arada kendisine Gore-Tex kışlık motor eldivenini hediye ettim. Kahvaltı sonrası saat 09.00 gibi evden çıktık. Muhammet beni bir yere kadar yolcu etti ve bana yolu tarif ettikten sonra vedalaşıp ayrıldık. Bu arada Shakurpur’dan itibaren eskort eşliğinde yolculuğumda sona ermiş oldu. Artık özgür yolculuk başlamıştı. Multan’ın çıkışına kadar yol çok bozuktu ve yol yapım çalışmaları vardı. Daha sonra yol son derece güzelleşti. Keyifli bir sürüş tekrar başlamıştı. Pakistan da ilk defa motorumu 6. vitese takmıştım.Saat 14.00 gibi Lahor’a giriş yaptım. Lahor daha önce gördüğüm Pakistan’ın diğer yerlerine göre son derece modern bir yerdi. Tam bir kent havası vardı. Pencap eyaletinin yönetim merkezi. Lahor aynı zamanda Hindistan sınır kapısına en yakın şehir. Lahor kalesi, Data Dubar ve Badşahi camileri görülmesi
gereken yerler. Ayrıca Lahor Müzesi de gezilmeli. Muhammet’in bana daha önce adresini verdiği ve görmemi istediği motosikletli gezginlerden olan Pakistan Motosiklet Kulübü üyelerinden arkadaşları buldum ve beraber yemek yedik, yine sohbet etmeye çalıştık. Arkadaşlardan birisinin son derece lüks otomobil galerisi vardı. Bana Lahor’da kalma ve beraber kuzeye doğru motor gezisi yapma teklifinde bulundular ama ben yoluma devam etmeye karar verdim. Şimdi düşünüyorum da keşke kalıp beraber kuzeye doğru motor gezisi yapsaydık fena olmazdı. Bana gösterdikleri motor gezisi fotoğrafları çok değişik ve güzel yerlerdi. Bana kalacağım otel konusunda da yardımcı oldular ve ayarladıkları otele gittik. Otel son derece güzeldi. Pakistan’da kaldığım en güzel oteldi. Fiyatı gecelik 30 dolardı. Yarın Lahor sınır kapısından Hindistan’a geçeceğim. Yollar yalnız olmak kadar hüznü de taşıyor rüzgârla beraber. Hep kendi iç sesinle ve düşüncelerinle yol yapmak biraz da iç huzurunu getiriyor yanı sıra.

a4

Leave a Comment