Güney Asya Turu Gezi Notları – 10 : Kamboçya – I

Home » Güney Asya Turu Gezi Notları – 10 : Kamboçya – I » Asya Turu » Güney Asya Turu Gezi Notları – 10 : Kamboçya – I

27 Ekim
Kamboçya – Si̇em Reap – Angkor Wat
“Seyyah için dünya geniştir.”

Atasözü

Sabah önce bir kahvaltı ve Angkor Wat’ı gezmek için hazırlıklar. Motorumla gitmeye karar verdim. Ama bu sefer hava da biraz nane mollaydı. Her an yağmur yağabilirdi. İlk defa bugün motor koruma kıyafetlerimi giymeden, sadece kask ve eldiven kullanarak yola çıktım. Korumasız motora binmem kesinlikle doğru değildi ve bazı zamanlar aklıma geldiğinde kendime kızıyorum neden böyle yaptım diye. Angkor Wat’ın girişinde görevliler beni durdurarak bilet almam gerektiğini söylediler. Yanlış girişten gitmeye çalışmışım. Geri dönüp bilet gişelerinin yanına gittim. Orada karı-koca motosikletli gezgin bir çift vardı. Onlarla selamlaştık. Malezya’dan gelmişler. Üzerinde resmim olan biletimi aldıktan sonra Angkor Wat’ı gezmeye başladım. Kral II. Suryavaman adına yapılmış olan bu tapınak 12. yüzyılda inşa edilmesine rağmen hâlâ sapasağlam ayakta ve Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde. Bu tapınak önceleri Hindu tapınağı olarak kullanılsa da, Anadolu’daki birçok kilisenin camiye çevrilmesi gibi, daha sonra Budist tapınağı haline getirilmiş. Burası son derece müthiş ve mutlaka görülmesi gereken bir yer. Khmer mimarisinin en önemli örneklerinden. Kamboçya ile özdeşleşen yapı ülkenin ulusal bayrağının üstünde de betimlenmekte. Ülkeye gelen turistlerin en çok ziyaret ettiği yer. Gezintim sırasında bir ara hafif yağmur yağmaya başladı. Motorumu açık hava bir lokantanın önüne çekip yağmurun durmasını bekledim. Yağmur hızını iyice düşürünce Angkor Wat’ı gezmeye devam ettim. Burası çok büyük bir alan, normalde öyle bir günde gezilecek yer değil. Ben 2013 de burayı gezdiğim için bu sefer fazla zaman ayırmadım. Kesilen yağmur tekrar başladı ve gittikçe hızını artırdı. Artık her
yerim ıslanmıştı. Yağmur tüm şiddetiyle yağarken ben de bu yağmurun tadını çıkarıyordum. Türküler söyleyip keyif alarak motorumu sürmeye devam ettim. Hava soğuk olmadığından yağmur beni pek etkilemiyordu. Benden başka da yollarda kimse yoktu. Herkes bir şemsiyenin veya verandanın altında kümelenmiş yağmurun dinmesini bekliyordu. Bir ara baktım olacak gibi değil ben de motorumu park edip bir çardak altında beklemeye başladım. Yağmur durunca kaldığım yerden gezmeye devam ederek otele döndüm ve Nepal’deki arkadaşım Keshab’ın burada yaşayan Boom ismindeki arkadaşıyla irtibat kurdum. Akşam onunla buluşup beraber yemek yedik. Boom burada bir şirkette muhasebe işiyle uğraşıyormuş. Yemek ve sohbetten sonra bir sim kart satın aldım. Otele doğru giderken bir düğüne rastladık ve ben içeri girip fotoğraflar çektim. Sonra gelin ve damat ile de bir hatıra fotoğrafı çekilip otele gittik.
Daha sonra Boom ile vedalaşıp ayrıldık.

n1

28 Ekim
Si̇em Reap – Phnom Penh 330 km
“Gezi, dünya gibi iniş çıkışlarla doludur.”
Rus atasözü

Güzel bir uyku sonrasında yine her zamanki gibi sabah erkenden kalkıp kahvaltımı yaptım ve Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh’e doğru yola çıktım. Yolun ilk 50-60 kilometresi gayet güzeldi. Fakat 60. kilometreden sonrası tam bir felaket. Yol çalışmaları yüzünden yaklaşık 200 kilometrelik yol kâbusa döndü. Sanki taş kırma makinesindeki konkasörün vibrasyonu gibi her yerim yüksek düzeyde titriyordu. Sürekli irili ufaklı çukur ve taşlar yüzünden hem motorum hem de ben çok sıkıntı çektik. Zaman, zaman çamur ve balçık olan yollarda gitmek tam bir maceraydı. Her an motoru yatırmam söz konusu olabilirdi. Neyse ki şansımın da yardımıyla motorumu yatırmadan çileli yolu bitirdim ve Phnom Penh’e geldim. Buraya gelmeden önce rezervasyon yaptırdığım oteli yine sora, sora buldum ve otele yerleştim. Daha sonra dışarı çıkıp biraz dolaştım, yemek yedim. Yarın benim için ayrı bir önemi olan Vietnam’a
doğru yola çıkacaktım. Ve bunun için de Phnom Penh’de bulunan aracı tur firmasından Vietnam’a giriş için davet mektubunu almam gerekiyordu. Mekong nehri kıyısında yer alan Phnom Pen, Kamboçya’nın Fransa tarafından sömürgeleştirilmesinden itibaren ülkenin başkenti konumunda olup, aynı zamanda da en büyük şehri olma özelliğine sahip. Phnom Pen zamanla gelişerek, ülkenin ekonomik, kültürel, siyasi, diplomatik ve sınaî merkezi haline gelmiş. Bir zamanlar Asya’nın incisi denilmesi boşa değil…

n2

29 Ekim
Phnom Penh
“Otu öldürmek için kökünü de öldürmelisin.
Öldürdüklerinizin ailesini de öldürün.”
Pol Pot

Sabah kalkar kalkmaz Vietnam davet mektubunu almak üzere aracı tur firmasının bulunduğu adrese gitmek için bir tuktuk ile anlaştım. Biraz arayarak tur firmasının adresini buldum ve davet mektubunu aldım. Artık yarın Vietnam’a doğru gidecektim. Heyecanlı bekleyiş sürerken ben de biraz etrafı dolaştım, yemek yedim ve tekrar otele dönüp yarın için hazırlıklara başladım. 1975-79 yılları arasında Kamboçya’yı yöneten Kızıl Kmerler, 2 milyona yakın insanın öldürülmesinden sorumlu tutulmakta. Ancak, Pol Pot’un yardımcısı olan Nuon Çea, Kamboçyalıların ölümünden
komşu Vietnam’daki Maocu yönetimi sorumlu tutmakta. Kızıl Khmerler 1997’de Pol Pot’un ölümüyle tamamen dağıldı.

n3

30 Ekim
Phnom Penh – Bavet – Kamboçya
Vi̇etnam SinirKapısı 170 km
“Bir defa görmek, bin defa duymaktan daha değerlidir.”
Çin atasözü

Sabah büyük bir heyecan ve keyifle kalkıp Kamboçya-Vietnam sınır kasabası olan Bavet’e doğru motorumu sürmeye başladım. Yol sakin ve güzeldi. Yol boyunca haşlanmış mısır satıcılarının kaynayan kazanlarından çıkan buhar ve odun ateşinin dumanı çok cezp edici geliyordu. Ama Vietnam’a bir an önce geçmek duygusu daha ağır basıyordu. Bir süre sonra yol bitti ve önüme koca bir nehir geldi. Neak Loeung nehrinin üzerinden geçiş için henüz tamamlanmamış bir köprü inşaatı vardı. Karşı kıyıya geçmek için ufak çapta feribotlarla araç ve insan geçişi sağlanıyordu. Önce feribota binmek için bilet alıyorsunuz ve bekliyorsunuz. Ben de biletimi alıp yayaların ve motosikletlerin giriş yaptığı üzeri kapalı bekleme bölümüne geçip feribotun gelmesini bekledim. Daha sonra gelen feribota motor, araç ve insan seli akmaya başlayınca ben ve benim gibi birçok kişi de gelen feribota binemedi. O sırada yan tarafa yanaşan ikinci feribota binmemiz söylendi. Fakat bu feribota binmemiz de kolay değildi. En azından benim binmem bayağı zordu.
Çünkü feribota bineceğiniz iskelenin girişi topraklı bir yol ve eğim aşağı doğru. Benim oradan tekrar motorumu düzeltip yönümü diğer feribota vermem oldukça zor ve güç isteyen bir durum. Zaten herkes bir an önce feribota binmek için yarışıyor. Neyse zorlana, zorlana yönümü çevirip sağ tarafa yanaşan feribota doğru hareketlendim ve bir anda yukarıdan aşağıya doğru inen kolum büyüklüğünde halkaları olan zincirin üzerinden geçmek zorunda
olduğumu fark ettim. Yavaştan ara gazıyla geçeyim derken gidon kafa salladı ve hoooop motor yana yattı. Orada bulunan görevli görevsiz insanlara “Hadi bir el atında şunu kaldıralım!” işaretlerim sonucunda yardıma gelen birkaç kişiyle motorumu tekrar dikleştirip feribota binmeyi başardım. Bu arada feribot ve iskele de son derece ilkel ve berbattı. Neyse artık feribottaydım ve karşıya geçiyordum. Karşıya geçtikten sonra tekrar yoluma devam ettim ve
sınır kasabası olan Bavet’e geldim. Hemen Kamboçya kapısından çıkış işlemlerimi hallettim. Artık Vietnam sınır kapısındaydım. Geçiş işlemleri motosikletin triptiki ile beraber pasaportumu ve bana verilen orijinal davet mektubunu da çıkartıp hamile olan Vietnam gümrük yetkilisine verdim. Kadın bir dakika sonra bana İngilizce bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Fakat ben anlamadığımdan saf, saf bakıyordum. Kadının vücut dilinden bir şeylerin ters gittiğini tahmin ediyordum. Uzun bir anlatımdan sonra kadın benim sınırı geçemeyeceğimi işaretlerle anlattı. Sanırım bir yerlerde bir yanlışlık vardı. Aşırı terden sırılsıklam olmuştum. Giydiğim motor kıyafetleri zaten ağırdı, şimdi daha da ağırlaşmıştı. Dışarı çıkıp zar zor çeken internet üzerinden tur firmasının yetkililerine ulaşmaya çalıştım. Bir ara bağlantı kurdum ve sorun ne olabilir diye sordum. Bana Kamboçya’daki aracı tur firmasıyla ve Türk
yetkilisiyle ya da ortağı ile irtibata geçmem gerektiğini söylediler. Bunlarla irtibata geçip Vietnamlı sınır görevlisi kadınla bağlantı kurarak sorunu anlamaya çalışacaktık. Bu arada tabii zaman da hızla geçiyordu. Türkiye ile aramızda 5 saatlik bir zaman farkı vardı. Bu zaman farkı işleri daha da zorlaştırıyordu. Neyse uzun uğraşlar sonucunda gümrük yetkilisi benim geçebileceğimi fakat motorumla geçmemin mümkün olmadığını, alınan iznin sadece benim geçişim için olduğunu söyledi. Bu arada ben de başka çözümler olabilir mi diye arayışlarda bulunuyorum. Bir ara yanıma daha önce de yardımcı olma adına gelen yaşlı bir ayakçı Vietnamlı
vatandaş, “Gel, ben senin işini belli bir ücret karşılığında halledeyim” demeye çalışıyordu. Hani derler ya denize düşen yılana sarılır diye, benimki de o misal. Yaşlı adama, “Olur halledelim” dedim.

n4Beni gümrük sahasında bir binaya götürdü ve orada hemen vize işimi hallettirdi. Karşılığında da 100 dolar verdim: Vize gerçek vegeçerli. Adam bana: “Şimdide beni takip et, kapıdan geçeceğiz” dedi. Önce pasaport kontrolünden geçişimi yaptık. Ardından motorum ile sınırdan geçmeye çalışacağız. Adam yine bana sınırdan geçmek için kendisini takip etmemi söyledi. Ben de başladım adamı takip etmeye, artık Vietnam sınırını geçmiştim ve Vietnam topraklarındaydım. Sınırı tam geçmiştim ki arkamdan bağırtılar, sesler ortalık inliyordu. Görevliler bana geri dönmem için uyarılarda bulunuyorlardı. Ortalık birden hareketlenmişti ve ben şaşırmış bir vaziyette “Sorun nedir” der gibi arkamdan bana doğru koşuşan askerlere ve görevlilere bakıyordum. Artık bu yolda tıkanmış ve
geçersiz olmuştu. Görevliler nezaretinde geri dönüp tekrar sınır gümrük kapısına geldiğimde kapıda beni hamile olan Vietnamlı bayan karşıladı ve çok sinirliydi. Sanırım ben sınırı geçerken kadın beni camdan görmüş ve duruma müdahale etmişti. Bana doğru eliyle işaret ederek: “Kamboçya’ya geri gidiyorsun” dedi.
İyi de ben Vietnam sınırından pasaportumu damgalatarak Vietnam’a geçişimi yaptırmıştım. Şimdi nasıl olacak, pasaportumda geçiş damgasını tekrar iptal ettirmem gerekiyor. Biraz uğraştıktan sonra pasaportumdaki çıkış damgası da iptal edildi. Bu arada bana yardımcı olmaya çalışan Vietnamlı ihtiyar ortalıkta yok. Ben tekrar
bana geçişim için işlerimi yapan Pronto Tour firması yetkilileriyle irtibat kurmaya devam ediyorum. Fakat bana olumlu bir cevap veremiyorlar ve sürekli olarak benim geçişim için bir engel olmaması gerektiğini, sorunun sınırdaki yetkililerden kaynaklandığını söylüyorlardı. Ben de çaresiz bir şekilde sınırda beklemeye devam ediyordum. Bir ara dışarıda gözüme kestirdiğim insanlara bu geçişimin olması için başka yol yöntem var mı acaba diye yoklamalar çekiyordum. Ama bunun olamayacağını, bu sınırdan geçsem bile yol boyunca çok büyük sıkıntılar yaşayabileceğimi anlatmaya çalışıyorlardı. Sonun da tur yetkilileri bu sorunun bir iki gün içinde hallolacağını ve benim beklememi söylediler. Artık vakit de geç olmuştu. Ben tekrar Kamboçya sınır kapısına geldim ve çıkış işlemlerimin tekrar
iptal edilmesini istedim. Biraz zor oldu ama sonunda hallettim. Ben sınırda bu işlerle uğraşırken Kamboçya’dan Vietnam’a gitmeye çalışan 10 tane büyük motorlu grup geldi. Ben hemen yanlarına gidip siz nasıl geçiyorsunuz ben geçemedim demeye çalıştım ki, bana kendilerinin Vietnamlı olduklarını ve sorun olmadığını söylediler. Kamboçya sınır geçişimin iptallerini yaptırdıktan sonra Bavet’de önce çok aç olan karnımı doyurmak için bir lokanta buldum. Yemeğimi yedikten sonra bir otel de ayarlayıp odama çıktım. Bugün yaşadıklarım moralimi çok bozmuştu. Anlaştığım tur firmasının beceriksiz ve sorumsuz davranışı beni sarsmıştı. Artık yapacak bir şey yoktu ve bekleyecektim.

n6

31 Ekim
Bavet – Phnom Penh 170 km
“Yolculuk başka yüzyıllardan insanlarla konuşmak
gibidir.”
Rene Descartes

Sabah erkenden kalkıp Phnom Penh’e doğru yola koyuldum. Yol boyunca gergindim. Bir ara yol kenarında pirinç gevreği yapıp satan satıcıların önünde durup izlemeye ve video çekmeye çalıştım. İlkel yöntemlerle önce pirinci kavuruyorlar, sonra onu bir ağaç oyuğu içerisine koyup dövüyorlar. Uzun bir tomruğun üzerinde bir adam ve tomruğun ön kısmında bulunan tokmağın ucunda bir takoz, adam kendi yaptığı bir mekanizmayla bir ayağıyla tomruğu havaya kaldırıyor ve tomruk havaya kalkıp indikçe ucundaki topuz, zeminde bulunan ağaç kovuğundan yapılmış havanın içerisinde bulunan kavrulmuş pirincin içine sert bir şekilde iniyor. Bu hareketler belli bir süre
devam ediyor ve ortaya yassılaşmış pirinç gevreği çıkıyor. Çok değişik ve ilginç bir görüntüydü. Oradan çıktım ve tekrar yola devam ederken yine yol üzerinde haşlanmış mısır satan satıcılardan birisinin önünde durup mısır
siparişi verdim. Orta yaşlı bir kadın, kaynayan kazanın içerisinden iki adet mısır çıkardı. Mısırları bir tabağa koyup yanına da turşu koydu. İlk defa mısır ile turşuyu beraber yedim. Hiç de fena değildi. Kadına ücretini ödeyip teşekkür ettikten sonra yola devam ettim. Phnom Penh’de akşamdan rezervasyonunu yaptığım oteli bulup yerleştim. Dışarı çıkıp çok güzel bir Çin lokantasında yemek yedim. Oradan yol üzerinde otele yakın bir yerde gördüğüm düğüne gidip gençlerin arasına katılarak onlara eşlik etmeye çalıştım.

n7

 

1 Kasım
Phnom Penh
“Tüm gökyüzünü bir bambu kamışı ile göremezsin.”
Japon atasözü

Sabah gergin ve stresliydim. Sürekli Vietnam geçişi için gelecek haberi bekliyordum. Sorunu hâlâ çözememişlerdi. Kamboçya’daki aracı tur firması suçu Türkiye’deki firmaya atıyordu. Türkiye’deki anlaştığım firma da sorunun Kamboçya’daki firmadan kaynaklandığını söylüyordu. Ben ortada kalmıştım. Sonuçta anladım ki Kamboçya’daki aracı tur firması benim için sadece motorsuz geçiş konusunda davet mektubu ayarlamış. Zaten motosiklet geçişi için
işlemler çok daha uzun ve zor oluyormuş. Bir ara bana tur firması ‘’Olmazsa senin motorunu bir kamyona koyup kaçak olarak Vietnam sınırını geçirelim sen oradan motorunu teslim alıp Vietnam’da yoluna devam edersin’’ gibi aptalca çözüm önerilerini de söyleme cesaretinden çekinmedi. Ayrıca bu yasadışı motor geçişi için de para ödemem gerekiyormuş. Türkiye’deki tur firmasının son derece gevşek, sorumsuz ve ihmalkâr davranışı benim bu geçişimin olmamasının asıl nedeniydi. Gerek Laos vizesi işimi çözememiş olması, gerekse Vietnam sınır geçişi başarısızlığı
benim için tam bir kâbusa dönüşmüştü. Ve beni hâlâ oyalıyorlardı. Son olarak da bir hafta içerisinde halledecekleri yalanını söyleyerek beni oyalamaya devam edecek kadar ahlaksızlığa devam ediyorlardı. Dedim ya sabah gergindim diye, önce Phnom Penh de Kızıl Kmerlerin kendi halkına uyguladığı işkence ve vahşetin izlerini hâlâ taşıyan Ölüm Tarlaları’nı görmeye, ardından da bu zulümlerin yaşandığı ve bugün müze haline getirilen cezaevini ziyaret etmeye karar verdim. 17 dolara bir tuktuk ile anlaştım ve önce Ölüm Tarlaları’nı ziyaret ettim. ABD’nin gizli desteğini aldığı da söylenen Pol Pot yönetimi Kamboçya’da yaklaşık iki milyon civarındaki canice katlettiği insanın ölümünden sorumlu. Kamboçya’nın yaklaşık yüzde doksan beşi köylü: Kızıl Kmerler örgütü de tamamen köylülerden oluşuyordu ve beyaz yakalı diye tabir ettikleri okumuş aydın kesimin neredeyse tamamını yok etmişler. Ölüm Tarlaları’nı
gezince insanın tüyleri diken diken oluyor. Ardından Toul Sleng Soykırım Müzesi olan cezaevini gezdim.
Burası da mahkûmların yoğun işkencelerle öldürüldüğü Kızıl Kmerler’in meşhur cezaeviydi. Buralarda insanlara yapılan vahşetin resimleri ve fotoğrafları sergilenmiş. Gördüğüm manzaralar ve yapılan işkence yöntemleri maalesef dünyanın her yerinde benzer ve tanıdık. Bu iç karartan görüntülerden sonra, Kamboçya kralının sarayını
gezmeye gittim. Başkent Phnom Penh’deki bu sarayın ihtişamlı görüntüsü bizdeki saray meraklılarının iştahını kabartacak güzellikte. Kamboçya kralı Norodom Sihamoni halk tarafından sevilen sempatik birisi. Yurtdışında eğitim almış ve klasik dans konusunda hocalık yapmış. Yeni ikametgahı olarak müştemilat tarzı bir evi yeğlemiş kral. Sarayın girişindeki görkem, içeride de sürüyor. Kralın sarayını gezdikten sonra tekrar otele döndüm. Kaldığım
otelin günlük ücreti kahvaltı hariç yirmi dolardı. Yarın sabah Phnom Penh’den Sihanoukvil’e gideceğim.

n10

2 Kasım
Phnom Penh – Si̇hanoukvi̇l 230 km
“Seyahat yalnızca yeni olanı görmek değildir, aynı
zamanda arkanda bırakmaktır.”

Jan Myrdal

Sihanoukvil’de yaşayan bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine, bu yere gitmek için sabah otelimden ayrılıp yola çıktım. Phnom Penh’den çıkış öyle kolay olmadı. Çok yoğun bir trafik vardı. Yaklaşık on kilometre kadar yol çok berbattı (sonradan öğrendiğime göre yanlış yoldan gitmişim). Fakat on kilometre sonra yol rahatladı ve çok güzel bir yolculuk yaptım. Sihanoukvil’de yaşayan ve başarılı bir Türk İşadamı olan Sakıp arkadaşımla facebook sayesinde yazışarak nerede ve nasıl buluşacağımızı belirledik. Sakıp burada turizm ve inşaat işleri yapıyor. Uzun yıllar önce Türkiye’den göç ederek önce Tayland’a ardından da Kamboçya’ya yerleşmiş. Burada sevilen ve sayılan bir arkadaş. Sihanoukvil’de yaşayan ve ticaret yapan birçok Türk var: Gayrimeşru âlemden tutunda toplumun hemen her kesiminden
Türkleri burada görmek mümkün. Hemen hepsi de burada yaşamlarını sürdürmek adına ellerinden geleni yapıyorlar. Dilerim bu başarıları artarak devam eder. Sakıp arkadaşımla buluştuktan sonra kendisiyle beraber burada bir motosiklet kulübü başkanı ve gezgin olan bir otel müdürünün yanına gittik. Otel gayet güzeldi ve günlüğüne 40 dolara burada kalmaya karar verdim. Sakıp kardeşimin işleri yoğun olduğundan onu daha fazla meşgul etmemek için şimdilik kendisinden ayrıldım. Odama yerleştim ve sokağa çıktım. Burada birden fazla
Türk olduğundan sırayla ziyaret ettim. Memleket ve yol sohbetleri yaptık. Akşama doğru Sakıp bana bir düğüne gideceklerini ve eğer istersem benim de onlara katılabileceğimi söyledi. Bende kabul ettim. Akşamüstü Sakıp’ın yanında çalışan muhasebecisi Birsen Hanım ve Kamboçyalı bir başka personeliyle beraber düğünün
yapılacağı yere gittik. Klasik bir düğün salonu ve her yer süslenmiş. Yuvarlak masalar, süslü sandalyeler, orkestra eşliğinde çalan canlı müzik, ortam gayet güzel. Derken törenler başladı ve ben de başladım video çekimleri yapmaya. Müzik eşliğinde bizdeki gibi karşılıklı durularak bir koridor oluşturuyorlar ve eller havada. Köprü havası verilen bu koridorun içerisinden de gelin ile damat hafif başını eğerek geçiyor ve salona giriyorlar. İlk dansla beraber atılan konfetiler, süsler bir renk cümbüşü oluşturuyor. Bu tür törenlerde bazı şeyler diğer ülkelerle benzerlik gösteriyor, evlenmenin ve eğlenmenin dili aynı belki de. Dans sonrası, sahnenin ortasındaki masada bulunan dev meyve
yığınından bir üzüm tanesini önce damat geline ikram ediyor, sonra da gelin damada. Bu törenden sonra ne oluyor biliyor musunuz? Masada bulunan meyveleri konuklar talan ediyor. Meyveler kapış, kapış ediliyor: Tam bir curcuna. Arkasından gelin ve damadın sahneye çıkıp ellerindeki gül demetini konuklara arkasını dönerek atmaları ve onu havada kapma yarışı başlıyor. Canlı müzik eşliğinde sahnede oyunlarla devam eden düğün töreni zarflardaki takı veya paraların zimmetli teslimiyle sona doğru yaklaşıyor. Sahnede yöresel oyunlar da topluca oynanıyor.

n7

3-4 Kasım
Si̇hanoukvi̇l
“Gezen tilki, yatan aslandan nasiplidir.”
Atasözü

Burada biraz gezdim, dolaştım, bir ara motosikletimin gevşeyen zincirini sıkılaştırmak için Sakıp’ın tanıdığı bir arkadaşın atölyesine gittik. Gevşemiş olan zincirimin ayarını yaptıktan sonra motorumu oraya bırakıp Sakıp ile deniz kenarında güzel bir restorana gittik. Deniz ürünleri sipariş verdik ve bir güzel karnımızı doyurduk. Bu arada bir yandan da Pronto Tour’dan Vietnam geçişi için gelecek bir haber bekliyordum. Bana bir haftaya kadar işimin
hallolacağını söylüyorlardı. Fakat hâlâ bir haber yoktu. Belli ki beni insafsızca oyalamaya devam ediyorlardı. Olmayacağını bile, bile resmen benimle alay ediyorlardı Sihanoukvil’de Serendipity Beach plajı görülmeye değer “cennet” sözcüğünü hak eden bir yer, uzun zaman kalmak istiyor insan. Daha önce de söylediğim gibi bu bölge özellikle uyuşturucu kartellerinin alışveriş yaptığı, konumlandığı yerlerden birisiydi. Rüşvet oldukça fazla ve gayrimeşru işler çok yaygın. Esrar kullanımı aleni ve herkesin içerisinde rahatça kullanılıyor. Yani burası
biraz da sıkıntılı bir yer. Boş ve beklemeyle geçen iki günün ardından yarın Krong Kampot’a kısa bir tur yapacağım.

n13

5 Kasım
Si̇hanoukvi̇l – Krong Kampot – Si̇hanoukvi̇l 280km
“Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol/ Git gidebildiğin yere.”
Orhan Veli

Arkadaşların tavsiyesi üzerine Krong Kampot’a gitmek için sabahtan motoruma atlayıp yola koyuldum. Belli ki motorumu özlemişim. Hava kapalıydı ve sanki yağmur yağmak için ara sıra göz kırpıyordu. Krong Kampot’a yaklaştığımda yolun sol tarafından Ulusal Park’a giden yola sapıp, gişeden biletimi aldıktan sonra dağlara doğru tırmanmaya başladım. Ulusal Park yolu son derece güzel ve düzgün; manzaralar nefis. Çevre yerlerden buralara gezmeye gelen insanların sayısı da az değildi. İyice yukarılara çıktıktan sonra panayır kurulan yere geldim. Buraya da giriş ücretli idi. Motorumu park edip ücretimi ödedim. İçeri girdiğimde büyük bir salonda gürültülü canlı müzik kafa şişiriyordu. Dışarıya çıktım ve etraftaki yiyecek içecek stantları arasında gezindikten sonra motoruma binip dönüşe geçtim. Çıkarken gördüğüm devasa Buda heykeline çevirdim yönümü. Burada da insanlar toplanmış hatıra
fotoğrafı çektiriyorlardı. Ben de bu modaya uydum tabii. Buradan çıkıp Krong Kampot kasabasının da içini gezdikten sonra, geldiğim yoldan geri dönmeye başladım. Karabiberi çok ünlü bu kasabanın, bir de balık sosu. Yolda çiseleyen yağmur bir ara şiddetini artırdı. Ben de motorumu bir yere çekip yağmurun dinmesini bekledim. Ve sakinleşen yağmurun ardından tekrar Sihanoukvil’e doğru devam ettim. Burada Vietnam konusunda bir karar vermem gerekiyordu, ya biraz daha bekleyip motor geçişi hikâyesi ile avutulacaktım, ya da kendim motorsuz yola çıkıp tek başıma Vietnam’ı gezecektim. Ben de yarın otobüs ile Vietnam’a gitmeye karar verdim.

 

Leave a Comment